Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Eylül 2008 Perşembe

Atalarımız, eğitimi hiç bilmiyormuş!

Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir.
Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.
Bilgi cesaret verir, cehalet küstahlık.
Bilgiyle dirilenler ölmez.
Bir şeye ait her şeyi öğrenin; her şeye dair bir şeyler bilin.
Bir şeyi gerçekten bilmek, onu anlatmakla olur.
Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum.
Bilgi bir ışık gibidir. Onu kullanırsanız daha parlak olur, kullanmazsanız söner.
İlim, Çin’de de olsa, gidip öğrenin.
Bilgi büyük adamı alçak gönüllü yapar, normal adamı şaşırtır, küçük adamı ise kibirlendirir.
Bilgi cesaret verir, cehalet küstahlık.
Bilgiyle dirilenler ölmez.
Bir şeye ait her şeyi öğrenin; her şeye dair bir şeyler bilin.
Bir şeyi gerçekten bilmek, onu anlatmakla olur.
Bizi güçlü yapan yediklerimiz değil, hazmettiklerimizdir. Bizi zengin yapan kazandıklarımız değil, muhafaza ettiklerimizdir. Bizi bilgili yapan okuduklarımız değil, kafamıza yerleştirdiklerimizdir.
Düşünmeden öğrenmek faydasız, öğrenmeden düşünmek tehlikelidir.
Gençken bilgi ağacını dikelim ki, yaşlandığımız zaman gölgesinde barınacak bir yerimiz olsun.
Her münakaşanın temelinde birisinin cahilliği yatar.
Okumadan geçen üç günden sonra konuşma tadını kaybeder.
Öğrenmek, akıntıya karşı yüzmek gibidir ilerleyemediğiniz taktirde gerilersiniz.
Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir.
Önce doğruyu bilmek gerekir, doğru bilinirse yanlış da bilinir. Ama önce yanlış bilinirse doğruya ulaşılamaz.
Bilginin efendisi olmak, çalışmanın uşağı olmak şarttır.
Bunlar, yüzyıllardır tarihin süzgecinden süzülüp gelen sözler..
Tüm bunları günümüzde en iyi bilmesi ve uygulaması gereken kurumların en başında Milli Eğitim Bakanlığı gelir.
Maalesef günümüzde bu kurum Allah’a emanet… Hem de skandal boyutuna, Dünyada eşine az rastlanır işler yapıyor.
Hele bir sonuncusu var ki, olmaz böyle bir şey… O-la-maz.
Haziran ayında OKS yapıldı. Adaylar Fen Lisesi, Anadolu Lisesi, Anadolu Öğretmen Lisesi ve benzeri okullara tercihler yaptılar.
Tercih kılavuzunda Türkiye’de sadece Ankara’da bulunan Meteoroloji Lisesi diye de bir okul vardı. 57 kontenjanlı…
Ve tercih yapanlardan 57 öğrenciye bu okulu kazandıklarının belgesi geldi.
Önceki gün kazanan öğrenciler Türkiye’nin çeşitli illerinden kalkıp, kayıt yaptırmak için Ankara’ya geldiler.
Neyle karşılaşsalar beğenirsiniz?
Bu okul 3 yıldır öğrenci almıyor ve kapatılma kararı alınmış. Okul Müdürü “Bu yıl son mezunları verip okulu kapatacağız. Yeni öğrenci almamız mümkün değil” diyor.
57 şaşkın öğrenci, 57 şaşkın aile, ağlayarak, dövünerek, isyan ederek Mili Eğitim Bakanlığı’nın yolunu tutuyor. İlgili genel müdüre gidiyorlar.
Genel Müdür daha “akılcı” bir yaklaşım sergiliyor. “Meteoroloji Lisesi, tercih kılavuzunda yanlışlıkla yer almış… Sizi herhangi bir endüstri meslek lisesinin motor bölümüne kaydedelim” diyor.
Şu pişkinliğe, vurdumduymazlığa bir bakın. O bölümlerde de yer olmazsa, herhalde imam hatibe filan kaydettirecek.
Ortada kalan bu 57 öğrencinin istikballeriyle bu kadar basit dalga geçebilen bir anlayış, milli eğitimimizi yönetiyor.
Yazıklar olsun. Bu olay, Somali, Etiyopya dahil Dünyanın herhangi bir ülkesinde olsa, kıyametler kopar, uzaktan yakından ilgisi olan tüm yetkililerden hesap sorulurdu
Bizde tık yok.
Demek ki atalarımız bu işi bilmiyormuş…

27 Temmuz 2008 Pazar

"Tercih", bazıları için önemli!..

İnsan hayatında çok sık tercih dönemleri vardır. Her tercih, kişiyi değişik bir yöne sürükler.

Gençler için hayatın en önemli tercihlerinden birisi, kuşkusuz üniversite tercihi.

Bugünlerde yüz binlerce genç de, o tercih sıkıntısını yaşıyor.

Tabi ki herkes, aldıkları puana göre en iyi sıralamayı yapmak için araştırıyor, danışıyor, hesaplıyor, düşünüyor…

Cin gibi zeki bir yeğenim var. Fakat okumaya pek meyilli değil. Fazla çalışmadı, kayıtlı olduğu halde dersaneyi de çoğu zaman astı; canı istedikçe gidip geldi.

Yıl içinde ne zaman “Dersler nasıl?” diye sorsam; “Eşit ağırlıktan tıpı yakalamaya çalışıyorum” diye gırgıra aldı üniversiteyi.

ÖSS’ye girmeden bir gün önce benim çocukları arayıp ertesi gün sınavın saat kaçta olduğunu, sınav süresinin ne kadar olduğunu soracak kadar da önemsemedi sınavı… Dedim ya cin gibi diye; yine de hatırı sayılı bir puan aldı.

Tercih zamanı geldi çattı ya; sanki hayatının önemli bir noktasında tercih yapacak o değil. İnsan sayısal oynasa daha çok düşünür. Sonunda tercih işini de benim oğlana bıraktı “Sen tercihleri yap, benim için fark etmez, ben gider okurum. Zaten D…’ın oğlu üniversite okuyor desinler diye gidi okuyacağım diye başından savdı… Hayırlısı… Bekleyelim sonucu, bakalım n’olacak?

Geçen yıl iyi bir puan almasına rağmen, ille ki istediği bölümü tutmuyor diye, 1 yıl daha hazırlanmış bir çocuk tanıyorum. Bu yıl da çok iyi puan almış… Ama yine istediği okula girebilecek mi tam kesin değil. “Tek tercih yapacağım, olmazsa 1 yıl daha hazırlanacağım” diye tutturmuş. Yine giremezse 1 yıl daha hazırlanacakmış… Tutarlı olmak kararlı olmak, istikrarlı olmak, azimli olmak güzel de; bunca yıl kaybı ne olacak? Gelecek yıl istediği puanı, hatta bu yılki o yüksek puanı alacağının garantisi mi var?

Son yılların gözde bölümü, iyi üniversitelerin işletme bölümü… Onun dışında tıp, elektronik, bilgisayar, endüstri, tercihlerde ilk sıralarda oluyor hep. Tabi bunları yazmak için puanın yeterli veya yakın olması lazım. Bazılarının genel sıralamasına bakıyorsun, istediği bölüme ve o bölümün geçe yıl en son aldığı sıraya bakıyorsun; mucize lazım… Ama yine de tercihini sorduğunuzda “torpil olmazsa, hakkımı yemezlerse kesin girerim” gibi bir tavır içinde… Sizi kandırdığı bir yana, kendini de kandırıyor.

Puanı çok düşük olmasına rağmen, mutlaka bir okula girmek isteyenler için de birkaç ipucu vereyim. O kadar zahmet edip sizler için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan araştırdım… Hem düşük puanlı, hem geleceği var… Azerbaycan Devlet Neft Akademisi (Bakü) Petrol-Gaz Boru Hatları ve Depolama Proje İnşaat İşletme bölümü; Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Tekstil Terbiye Öğretmenliği programı; Karadeniz Teknik Üniversitesi Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi Balıkçılık Teknolojisi Mühendisliği; Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Mobilya ve Dekorasyon Öğretmenliği; Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Kuaförlük ve Güzellik Bilgisi Öğretmenliği; Afyon Kocatepe Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Makine Resmi ve Konstrüksiyonu bölümü; İstanbul Beykent Üniversitesi Yabancı Diller Yüksek Okulu Uluslar arası Lojistik ve Taşımacılık bölümü; İstanbul Üniversitesi Ormancılık Meslek Yüksek Okulu Av ve Yaban Hayatı bölümü; Muğla Üniversitesi Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Meslek Yüksek Okulu da Konaklama İşletmeciliği bölümü; Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Talaşlı Üretim Öğretmenliği; İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi At Antrenörlüğü bölümü; İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi At Antrenörlüğü bölümü. Yine aynı üniversite ve fakültenin Atçılık İşletmeciliği ile Nalbantlık bölümü…

Tercih, bazıları için önemli… Tabi, puanınızı, sıranızı göz ardı etmeyeceksiniz. Puanınız, size ihanet ettiyse veya ÖSYM yetkilileri size gıcık gidip, düşük puan gönderdilerse; benim önerdiğim bölümleri yabana atmayın.

Dua edersiniz.

17 Nisan 2008 Perşembe

Öğretmenler ve arabaları...

Allah, hiçbir öğretmeni öğrencilerin diline düşürmesin.
Hele, gerçekten de bir zaafı varsa öğretmenin…
Öğrencinin bu zaafı sezmemesi, fark etmemesi mümkün değil.
Sonrası da mâlum… Dilden dile bütün okula, hatta tüm kente yayılır öğretmen…

Başka illeri bilmem de; bizim kentte arabası olmayan çok az.
Okula gidiş gelişlerinden, arabalarını park etmelerine ya da arabayla ilgili sohbetlerine varıncaya kadar tüm öğretmenlerin davranışları da, öğrenciler tarafından sürekli mercek altında tutulur.
Bir okulumuzun bayan yöneticisinin Mercedes marka bir otomobili vardır. Yıllardır bu arabayla okula gelip gider. Tüm öğrenciler de, ne zaman hocalarıyla bir araya gelseler, sohbet konuları araba; özellikle de Mercedes’tir.
Okul yöneticisi hemşerimiz, bir gün okula Toros marka araba ile gelir. Meraklı öğrenciler, bir bir hocalarını çevirip bu değişikliğin nedenini sorar. Her öğrenciye “Mercedes’i satmak üzere galeriye bıraktım. Satılınca jeep alacağım. O zamana kadar da galeriden geçici olarak aldığım Toros’u kullanıyorum” demekten bıkan hemşerimiz, sonunda öğrencileri okulun bahçesine toplar ve “Size bir basın açıklaması yapacağım” diye söze başlar. Sonra da “Arkadaşlar, herkese ayrı ayrı cevap vermekten usandım. Toplu olarak anlatayım da, bu meseleyi kapatalım. Eski arabamı satmak için galeriye bıraktım. Oradan da geçici olarak aldığım Toros’a biniyorum. Lütfen kimse bur daha bu konuyu bana sormasın” der.
Yine aynı okulda 1.95 boylarında 90-95 kilo ağırlığında iri yarı bir öğretmen vardır. Fakat arabası, kendi bünyesinin aksine ufak-tefektir. Palio marka otomobile binip inmesi tam bir işkencedir öğretmenin. Öğretmen, dersi bitip de okuldan ayrılacağı zaman tüm öğrenciler dersi bırakıp pencerelere dizilir. Öğretmen otomobilinin kapısını açar. Önce kafasını içeriye sokar. Sonra ayakları dışarıda kalacak biçimde yavaşça oturur. Daha sonra güçlükle sağ ayağını arabanın içerisine atar. Son olarak da sol ayağını içeri sokar ve kapıyı kapattığında tüm öğrencilerden bir alkış tufanı kopar… Bu sahne, öğretmenin her okula gelişinde ve okuldan ayrılışında tekrarlanır.
Bir başka okulumuzda, oldukça titiz, dikkatli bir bayan öğretmenimiz de okula arabasıyla gelip gider… Gelip gider de; o denli dikkatli ve hassastır ki, okuldan eve; evden okula arabayla gelip gitmesi, yürüyerek gelip gitmesinden çok daha fazla zaman alır… Arabaya binip, sağa sola bakması, aynaları kontrol etmesi, arabayı çalıştırıp yavaşça vitese geçirmesi, ayağını ağır ağır debriyajdan kaldırıp hareket etmesi, tam bir fasıldır… Öğretmen bu hamleleri yapıp, okulun bahçesinden çıkıncaya kadar, tüm öğrenciler servislerine binip bir çoğu evlerine varmaktadır… İyi niyetli öğretmen bazen, kendi evinin yolundaki öğrencileri arabasıyla götürme teklifinde bulunur. Acelesi olmayanlar, binip sohbet ede ede 30-40 kilometre hızla birkaç saat sonra evlerine varırlar… Bazıları da öğretmenlerinin bu teklifini “Sağolun hocam, benim biraz acelem var, yürüyerek gideceğim” diye geri çevirir.
Bir bayan öğretmen, arabasını erkek kardeşiyle birlikte kullanırlar… Erkek kardeşi bazen arabayı aldığında, arkadaşlarıyla birlikte değişik yerlerde bira içmeye gider… Öğrencilerin gözünden kaçar mı? Ertesi gün bayan öğretmenlerine takılırlar: “Hocam, dün yine Akbayır sırtlarında bira içiyordunuz galiba”…
Biraz da şoförlükte acemi öğretmen hemşerimiz, karlı bir havada okuldan otomobiliyle ayrılacağı zaman, bazı şeytan öğrenciler “Aman hocam bu havada kayarsın, zincir takın da gidin” der. Zincir takmayı bilmeyen öğretmen, öğrencilerden yardım ister. İşi bilen ve öğretmeni madara etmek isteyen birkaç tanesi zinciri bagajdan çıkarıp Renault marka otomobilin arka tekerlerine takarlar. Ertesi gün okula gelen ve önden çekişli arabaların arka tekerlerine takılan zincirin faydası olmayacağını bilmeyen öğretmen, sınıfta “Ya çocuklar, zincir de taktım ama, araba yine kayıyor” deyince, zaten ders öncesi epeyce yapılan dedikoduyla konuyu iyi bilen öğrenciler kahkahadan kırılır….
Dedik ya… Allah hiçbir öğretmeni, öğrencilerin diline düşürmesin…